Yapay Tohumlama

Yapay Tohumlama - Sayfa 5

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

İçerik Listesi
Yapay Tohumlama
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5

YAPAY TOHUMLAMANIN PRATİKTE KULLANIMI
Yapılan çalışmalarda yapay tohumlama ile döllenen ana arıların doğal olarak çiftleşen kız kardeşlerinden yaşama gücü, kuluçka üretimi ve bal verimi yönünden farklı olmadıkları belirlenmiştir (Woyke, 1962; Harbo, 1984). Yapay tohumlamanın uzun yıllardan beri uygulanmasına ve geliştirilmesine rağmen uygulamada dünyada istenilen hıza ve başarıya henüz ulaşamamıştır. Yapay tohumlama uygulayıcılarını bulmadaki güçlük, sürekli mikroskop ile çalışma zorunluluğu, sperm toplama ve döllemede karşılaşılan diğer güçlükler, yapay tohumlama çalışmalarının yaygınlaşmasını sınırlamıştır. Ana arı yetiştiricilerinin ana arıları yapay tohumlama ile  döllemesi ve pazarlaması bu günkü koşullarda ekonomik olmadığı gibi böyle bir uygulama yetiştiricilik açısından da önemli bir avantaj sağlamamaktadır. Ancak arı ıslahı çalışmalarında çiftleştirmenin kontrol altına alınması, yağmurlu,  rüzgarlı ve soğuk günlerde de laboratuvar ortamında bu yöntemin uygulanabilir olması ve bazı arı
ırklarının, mevcut genetik stoklarının ve mutasyonlarla elde edilen genetik materyalin muhafazası ve korunabilmesi konunun önemini daha da arttırmakta ve yöntemi vazgeçilmez bir araç haline getirmektedir.

TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ
Türkiye’de yapay tohumlamadan yararlanma düzeyi yok denecek seviyededir. Çok sınırlı sayıdaki üniversitede uygulayıcı bulunmaktadır. Tarım Bakanlığı bünyesinde yapay tohumlama uygulayıcısı yoktur. Bakanlık bu konuyu bazı vakıflara ihale etmiş bir görünüm içerisindedir. Sahip olduğu arıcılık kaynakları ve arıcılık kültürü ile bilim çevrelerince gelecekte dünyanın tarımsal arıcılık merkezi olarak gösterilen Türkiye’nin bu önemi Türkiye’deki ilgili kurumlarca yeterince kavranmış değildir.
Son 50-60 yılda yapılan bilimsel çalışmalar ışığında Türkiye’nin dünyada en zengin arı gen bölgelerinden birisi olduğu bilinmektedir (Bodenheimer, 1942; Adam, 1983; Smith ve ark., 1997; Kandemir ve ark., 2000; Güler ve Bek, 2002).
Ancak Türkiye’deki yetiştirme sistemi ve genetik hareketlilik gibi bazı uygulamaların bu zenginliğin değişimine sebep olduğu yönünde önemli kaygılar bulunmaktadır. Değişimin başlıca sebepleri ise;
►Yoğun göçer arıcılık uygulamaları
►Arı Kolonisi ve
►Ana arı satışlarıdır.
Türkiye’de bilindiği gibi son 35-40 yılda ekolojik zenginliğin sağladığı bir avantajın sonucu olarak ve yaygın bir şekilde değerlendirilen bir göçer arıcılık sistemi mevcuttur. Arıcılar bu göçü mevsimle birlikte yaptıkları için gittikleri her bölgede kolonilerine yeni bir baharı yaşatırlar. Bu nedenle gittikleri her bölgede koloniler ya fizyolojik üreme ihtiyacı duyarak doğal oğula gider veya arıcılar bölme yaparak koloni sayılarını arttırırlar. Diğer taraftan da adaptasyonu bilinmeden her bölgeye rast gele ana arı ve koloni satışları yapılmaktadır. Bu tür arı hareketliliği ve satışı Türkiye de son yıllarda çok yoğun bir şekilde artmış bulunmaktadır. Buna bazı tarım kuruluşları ve Vakıflarda öncülük yapmaktadırlar (Güler ve Bacaksız, 2003). Bütün bu arı hareketliliği ve davranışları ana arıların farklı genetik yapıdaki erkek arılarla  çiftleşmelerine sebep olmaktadır. Genetik yapıda meydana gelecek bozulmanın en önemli sebebi kontrolsüz ana arı ve koloni satışlarıdır. Çünkü bu iki kaynakta erkek arı üretim birimi niteliğindedir. Meydana gelen genetik farklılıkta göçer arıcılığın olumsuz etkisi, Doğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgeleri hariç diğer bölgelerde çok fazla değildir. Örneğin ülkemizde dışarıdan en fazla göç alan bölge Ege Bölgesidir (Güler ve Demir, 2005). Bu bölgeye göç daha çok sonbahar mevsiminde görülür. Bu mevsimde bölgeye gelen kolonilerde erkek arı hemen hemen yok denecek düzeydedir, bu mevsimde ana arı yetiştiriciliği yapılmamakta ve kolonilerde fizyolojik çoğalma mevsimi olmadığı için oğul davranışı da görülmemektedir. Kısacası bu dönem üreme ve çoğalma mevsimi olmadığından genetik yapının olumsuz etkilenmesi söz konusu değildir. Sonuçta herhangi bir bölgeye dışarıdan gelen gen akışı bölgeye on binlerce yılda adapte olmuş gen kaynağının melezleşmesine, genetik kirlenmeye ve ırk özelliklerini kaybetmelerine sebep olmaktadır. Doğal seleksiyon sonucu kazanılmış bu gen kaynaklarını yeniden kazanmak yüzyıllardan daha uzun süre ve çabayı gerektirir. Olumsuzluğun yaşanmasında bilim ve araştırmaya toplumsal yaklaşım ve inanmayışımız yanında aşağıda belirtilen nedenleri göstermek mümkündür.
►Arı konusunda yetişmiş personel eksikliği
►Gen kaynaklarının önemi ve bunların  muhafazasındaki amacın yeterince bilinmemesi
►Gerekli alt yapı yetersizliği
►Kaynakların korunmasına yönelik organizasyon yetersizliği
►Araştırma bilincinin ve alt yapısının oluşturulmasındaki eksiklikler
►Bazı konularda siyası ve politik müdahalelerde bulunulması ve
►Çoğu yönlendirmelerin ekip işbirliği ve  görüşlerinden faydalanma yerine kişisel yapılması gelmektedir.
Yapılması Gerekenler Çok zengin gen kaynaklarına sahip olan Türkiye bir taraftan bu kaynaklarını muhafaza etmek diğer taraftan da bunlardan üstün özelliklere sahip yeni genotipler üretip yetiştiricilerinin hizmetine sunmak zorundadır. Günümüz arıcılık sisteminde bu gen kaynaklarının korunması ise iki yöntem ile mümkün olabilmektedir.
1.Bu yöntemlerden birincisi, yukarıda anlatılan yapay tohumla tekniği ve
2. İkincisi ise, izole bölgelerin korunmasıdır. İzole  bölge, belirli bir coğrafik bölgeye adapte olmuş arı ırk ve ekotipinin her türlü gen akışına kapatılarak korunmasıdır. İzole bölgeyi doğada bölgeler arasındaki coğrafik engeller (denizler, adalar, dağ silsileleri ve engebeler) belirler. İnsan müdahalesi ile o coğrafyaya dışarıdan arı kolonisi, ana arı, erkek arı,sperm ve yumurta gibi genetik kaynakla ilgili materyal sokulmadığı sürece buradaki populasyon genetik saflığını muhafaza eder. Irkların muhafazasında yapay tohumlama yöntemi ile mukayese edildiğinde izole bölge zorunludur ve önemi çok daha büyüktür. Irk ve soyların bu orijinal doğal tecritli coğrafi bölgelerde gelecekleri daha garantilidir. Çünkü bu genetik kaynaklar doğal adaptasyon sonucunda buralara uyum sağlamış populasyonlardır. Yani genetik yapı ile çevrenin ortaklaşa ürettikleri ürünlerdir. Ayrıca bu iki yöntemden ayrı olarak saf yetiştiricilik ve hibrit üretim amaçlı olmak üzere “çiftleştirme istasyonları” veya alanları kurmakta mümkündür. Özellikle Türkiye’de son yıllarda ana arı üreticilerinin artmış olması dikkate alındığında bu alanların önemi daha da artmış bulunmaktadır. Bakanlık ana arı üreticilerinden ana arı olacak tarafı oluşturmak üzere larva transferi için damızlık koloni almalarını istemekte ve bir yerde bunu zorunluluk haline getirmeye çalışmaktadır. Ancak baba tarafı için herhangi bir istek, zorunluluk veya seçicilik aranmamaktadır. Bu büyük bir eksiklik teşkil etmektedir. Çünkü yetiştirilen ve satışa sunulan kullanma materyali ana arıların bu durumda sadece ana genotipi kontrol edilmektedir. Baba tarafı bilinmediği gibi bir kontrolde söz konusu değildir.Oysa ki her dölün sahip olduğu her özelliğinin meydana gelmesinde ana ve baba ebeveynlerin katkıları eşittir. Bu durumda Türkiye’de satışa sunulan ticari ana arıların genetik yapılarının mevcut koşullarda en fazla %50’si bilinmektedir.Bu nedenle bölgelerin arıcılık mevcutları dikkate alınarak başta arıcılık araştırma enstitüsü veya tarım kuruluşlarının denetimlerinde olmak üzere özel izole bölgeler veya çiftleştirme istasyonları kurulmalıdır.Bu çiftleştirme alanları (istasyonları), kontrolsüz çiftleştirme alanlarından tamamen izole edilmeli ve bu alana ana arı, erkek arı ve arı kolonisi gibi her türlü gen akışı engellenmelidir. Bu amaçla bölgedeki ana arı yetiştiricilerinin sayıları dikkate alınarak bir veya birkaç tane çiftleştirme alanı kurulmalıdır. Çiftleştirme alanı veya istasyonu yaklaşık 12-15 km yarıçaplı alanlardır (Rinderer, 1986; Ruttner, 1988; Güler, 2006). Ana arıların daha kolay çiftleşmeleri için mümkün olduğunca hakim rüzgarlara kapalı vadiler bu amaçla tercih edilir. Ayrıca, bu alanın güvenilirliğini arttırmak amacıyla çevredeki arılıklarda bulunan arı konilerinin ana arıları 2-3 yıl gibi bir sürede yenilenerek istenen genetik materyale dönüştürülebilir. Çiftleştirme bölgesi, populasyonu temsil eden arı genotipine ait erkek arı ile doygun hale getirilir. Her 100 ana arı için çiftleşme bölgesinde ortalama 8-10 bin erkek arı bulundurulur. Bu sayıdaki erkek arı bu amaca yönlendirilmiş 2-3 erkek arı üreticisi koloniden sağlanabilir. Bu alanlar saf yetiştiricilik amacıyla kullanılabilecekleri gibi aynı ırkı temsil eden hatlar ve soylar arası melezleme amacıyla da kullanılabilir. Sonuç olarak arı potansiyeli, üretimi, tüketimi ve gen kaynaklarının zenginliği yönünden dünyada ilk sıralarda bulunan Türkiye şu ana kadar bu yöntemleri gerçekleştirip başaramamıştır. Bu sistemi kurup başarabilmesi için daha ne kadar bekleyeceği de mevcut koşullarda şüphelidir. Ancak gerçek olan bir durum var ki oda binlerce yılda oluşmuş ve bize miras değil de geleceğe bırakacağımız bir emanet olan bu genetik zenginliğin her geçen gün kayba uğramasıdır.



SEO by Artio